Orta Doğu’daki gerilimler, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki akışı aksatarak Çin’in ham petrol ithalatını önemli ölçüde daralttı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonunun ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen tanker trafiğini kısma tehdidini hayata geçirmesi, bölgedeki petrol arzında ciddi bir kesintiye yol açtı. Bu durum, Orta Doğu petrolüne bağımlı olan Çin’in ithalatında ocak-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,4’lük bir düşüşe neden oldu.
Çin’in ham petrol ithalatı mart ayından itibaren hızla gerilemeye başladı. Martta yıllık bazda yüzde 2,8, nisanda yüzde 20, mayısta yüzde 29 ve haziranda yüzde 41,3 azalan ithalat, ocak-şubat dönemindeki 97 milyon tonluk seviyeden haziranda 29,3 milyon tona kadar düştü. Ülkenin 2025’in ilk yarısında gerçekleştirdiği 279,5 milyon tonluk ithalat, bu yılın aynı döneminde 32 milyon ton azalarak 247,6 milyon tona geriledi. Bu düşüşün temel nedeni, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İran’dan yapılan ithalatın sert şekilde azalmasıydı.
Pekin yönetimi, arz sıkıntısını yönetmek için stratejik ve ticari petrol stoklarını devreye aldı. Aynı zamanda, iç piyasada arz güvenliğini sağlamak amacıyla rafine petrol ürünleri ihracatına kısıtlamalar getirdi. Savaşın başlamasından dört gün sonra uygulamaya konan bu kısıtlamalar, mart ayında gümrük işlemleri tamamlanmış sevkiyatların devam etmesi nedeniyle ilk etapta sınırlı bir etki yarattı. Ancak nisandan itibaren ihracat büyük ölçüde durdu ve rafine ürünler iç piyasaya yönlendirilerek ham petrol ithalatındaki azalmanın oluşturduğu arz açığı telafi edilmeye çalışıldı.
Çin’in rafinerileri de kapasite kullanımını kademeli olarak düşürdü. Bu adım, hem ithalattaki daralmanın etkilerini sınırlamak hem de iç talebi karşılamak amacıyla atıldı. Rafinerilerin üretim hızını azaltmak, stoklardaki petrolün daha uzun süre dayanmasını sağlarken, aynı zamanda enerji maliyetlerinin kontrol altında tutulmasına katkıda bulundu.
Orta Doğu’daki gerilimin Çin’in petrol stratejisi üzerindeki etkileri yalnızca ithalat ve stok yönetimiyle sınırlı kalmadı. Ülke, enerji güvenliğini artırmak için alternatif tedarik kaynaklarına yönelmeye başladı. Rusya, Angola ve Brezilya gibi ülkelerden yapılan ithalatın artırılması, bu dönemde Çin’in petrol arzındaki çeşitlendirme stratejisinin bir parçası oldu. Böylece, Orta Doğu’daki risklere karşı daha esnek bir yapı oluşturulması hedeflendi.
Bu gelişmeler, küresel petrol piyasalarında da dalgalanmalara yol açtı. Çin’in ithalatındaki düşüş, dünya petrol talebinde yaşanan yavaşlamanın bir göstergesi olarak değerlendirildi. Aynı zamanda, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin devam etmesi durumunda petrol fiyatlarında yeni bir yükseliş trendinin oluşabileceği endişeleri de arttı. Bu durum, hem üretici hem de tüketici ülkeler için yeni stratejiler geliştirme zorunluluğunu beraberinde getirdi.
Çin’in petrol stratejisindeki bu değişiklikler, sadece enerji piyasalarını değil, aynı zamanda küresel ekonomik dengeleri de etkileme potansiyeline sahip. Ülkenin ham petrol ithalatındaki düşüş, dünya ekonomisinin büyüme hızını yavaşlatabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, Orta Doğu’daki gerilimin devam etmesi durumunda, hem Çin’in hem de küresel piyasaların yeni dengelere uyum sağlaması gerekecek.